Kurban Bayramının Kurbanları
Eskiler bayramın son gününde hep şöyle bir söylemde bulunur: “Bayram, bayram, o da geçti. Eee sağ olana!”. Neredeyse gelenekselleşen bu söylemle;
Hür, mukim(yolcu olmayan), zengin (temel ihtiyaçlarından başka en az iki yüz dirhem gümüş değerinde mala sahip olan) Müslüman kimseye vacip olan bu ibadeti yerine getirmek niyeti ile kurban kesmek; Allahın verdiği nimetlere karşı yapılan şükranın ifadesidir. İnanışımıza göre, Hazreti İbrahim gördüğü bir rüya üzerine 12 yaşındaki oğlu İsmail’i kurban etmek üzere iken, Allah uğruna yapılan bu fedakârlığı kabul edip, gökten indirdiği bir koçun kurban edilmesini sağlamış. Oğlunu kurban edebilme niyetinden bahsederken, bu yolla yaratana minnet ve saygı için yapılan fedakârlığın ne derece büyük olabileceği ifade edilmektedir.
Günümüze gelirsek kurban bayramı; dini bir vecibe olmakla beraber, -ekonomik şartlar her zaman el vermediğinden- doyana kadar et yenilebildiği birkaç günü ifade eder. Büyük bir kesim işi daha iktisatlı tutup, dağıtılanlardan ve tüketilenlerden artakalanları buzluklarda saklıyorlar. Eskilerde kuyruk yağı içindeki kıkırdakları ile birlikte eritilir, bir kaba konup dondurulurdu. Bu donmuş yağ küçük küçük parçalar halinde yemeklerde hem et, hem de tereyağı tadı vermek üzere kullanılırdı. Margarin hayatımıza girdiğinden beri bu artık yapılmıyor.
Genelde bir sokakta, bir sitede ya da bir apartmanda bulunanların yaklaşık yarısı kurban keser; yine vecibelerin bir buyruğu olarak kestiği kurban etinin üçte birini öncelik kurban kesemeyenler olacak şekilde dağıtılır. Bu kurbanın hiçbir parçası para ile satılmaz, sarf edilir, bağışlanır ya da gömülür. Paylaşım, yardımlaşma ve bağış dikkate alındığında kurban sosyal bir boyut kazanır.
Doğanın içinde, köy de kasabada uygun alanlar bulunabildiğinden kimseye rahatsızlık vermeden kurban kesilebiliyor. Oysa her yeri betonlaşmış kent merkezlerinde, binlerce kurban kesilmeye kalkınca bu ilahi eylem, ruhaniyetini kaybedip kan, kelle, iç organlar karşımı çöp yığınlarına dönüşüyor. Bu da sadece bu ibadete yabancı olanları değil, samimi inananları da olumsuz etkiliyor. Kamunun gücünü ve imkânlarını seferber ederek buna çözüm bulması beklenir. Bu yıl büyük ölçüde başarılmış görülüyor. Oluşturulan geçici kesim yerleri hem güvenlik hem de hijyenik olarak işin hakkı ile yapılmasını sağladı.
Geçirdiğimiz bu yıl ki kurban kafalarda bazı soru işaretlerini cevaplayamadan bitti.
Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilciliği bir araştırma yaptırmış; çıkan sonuca göre bir hane kurban keserken, dört hane bu kesilen kurbandan payına düşeceği bekliyormuş. Ömründe ilk defa kurban kesemediğini ifade eden çok kimse ile karşılaştım. Kesebilenler de kesemeyenler de gelinen noktadan memnun değiller. En düşük Kurban fiyatı geçen yıla kadar bir asgari ücretin altında iken, bu yıl neden iki katına dayandı?
Kurban satanların da ellerinde kaldığı haberlere konu oluyor. O kesimde de bir memnuniyetsizlik söz konusu mudur?
İstanbul’da Avrupa-Asya yakaları arasında havan geçirilmemesinin beyan edilen gerekçesinin arkasında başka bir gerekçe olabilir mi?
Satılamayan kurbanlıkların Et Balık Kurumu tarafından satın alınacağının duyurulması kime fayda sağlıyor? Yüksek fiyatların bayramın birinci gününden itibaren düşeceğini umanlar hayvan pazarlarında daha da yükselmiş fiyatları görünce hayal kırıklığına uğradılar. Acaba elde kalanların da satılma garantisi bu fiyatları kışkırtmış olabilir mi?
Et fiyatlarının düşürüleceği amacı ile ithal edilen canlı hayvanların ve bu ithalattan fayda temin edenlerin kimler olduğu bu yüksek et ve kurbanlık fiyatlarının sebepleri arasında ne derece etkilidir?
Kısaca bu kurban bayramının gerçek kurbanları kimlerdir?
Bayramlar normalde tatlıdırlar, ama bu bayramın tadı kaçtı. Biz gene de bir fıkra ile konuyu tatlıya bağlamaya çalışalım:
Gariban köylü bütün yıl çalışmış, tarlasını sürmüş, ekmiş, sulamış, gübrelemiş. Hasat zamanı gelip de tam biçeceği sırada hava birden bozmuş, bir dolu, bir fırtına tüm ürün tarlada ziyan olmuş. Bütün yıl bu hasadı beklerken bir anda kaybetmesine rağmen yine de başına gelene tevekkülle yaklaşıp “bu kışı da damdaki ineğin sütü ile geçiririz, çok sıkışırsak ineği satarız parası ile geçiniriz” diye avunmuş. Ancak dama girmiş bir bakmış ki güvendiği inek de nalları dikmiş.
Kısa bir zaman sonra Ramazan Ayı girmiş. Bizim gariban köylü zaten aç ama gene de oruca niyetlenmiş. Akşam olup da iftar vaktine beş dakika kala çıkarmış tabakasını yakmış cigarasını. Derin bir nefes çektikten sonra başını yukarı kaldırıp:
-Nasılmış? demiş. Damdaki ineği de kurbana sayıcam, bak şimdiden haberin olsun.
Fahrettin Beşli
20 Kasım 2010