BİTPAZARINA NUR YAĞSIN!

Artık hepimizin tarihçesini az çok bildiğimiz üzere; Dağ-Der başlangıçta dağ yöresinden kent merkezine gelmiş, dağlı hemşerilerimizin tanışması ve dayanışması için kuruldu. Çeyrek asra yakın süredir sürekli çalışmaları sonucu bugün en etkili hemşeri derneği olarak, Bursa’nın cemiyet hayatında haklı bir saygınlık kazandı.

Derneğimiz; bu çalışmalarda heyecanını yöre insanın gösterdiği ilgi ve destekten alırken, gücünü de yöremizin kültürel zenginliğinden aldı. Bu zenginliğin; bizi birbirimize ve geçmişimize bağlayan elimizdeki en değerli hazine olduğunun idraki ile tüm çalışmalarında öncelik verdi.

Gelenekleri, oyunları, yaşam tarzı, terbiyesi, kıyafeti, müziği kültür mirasımızın muhafaza edilerek bugüne kadar taşınmış çok değerli parçalarıdır. Yarın kendimizi Yörük Türkmen kültürüne sahip Dağlılar olarak ifade edebilmemiz, bunların muhafazasına ve yarınlara taşınmasına bağlıdır.

Bu düşünceden hareketle derneğimiz, kıt imkânlarına rağmen bir Kültür Merkezi oluşturmak üzere yola çıktı. Tahtakale’de tarihi bir konak satın alındı ve Dağ Yöresi Kültür Merkezi olacak şekilde yenileme çalışmaları halen devam ediyor. Hemşerilerimizin, iş adamlarımızın, belediyelerimizin ve diğer dostlarımızın destekleri ile en büyük hayalimiz gerçekti ve artık sona yaklaşılıyor.

Tamamlanması ile birlikte yemeklerimiz, müziğimiz, halk oyunlarımız ve günlük yaşamımızda kullandığımız her şey burada sergilenecek.

Bir köy odasının, örtüsü ile birlikte “ocaklama”sı, sekisi, halısı kilimi, ot yastıkları minderi, pöstekisi, çulu, mutfak eşyaları, duvarda asılı bir çiftesi, çocuk beşiği, yüklüğü, “maşıngalı sobası” ile birlikte nasıl düzenlendiği gösterilecek. Gelen konuklar bu otantik ortamda ağırlanacak.

Sarpanı, tulumu, “dığanları”, kazanları, bakırları, tasları, kab kacakları, hamur teknesi, mineti, yayığı, “yatık”ı, sinisi, “yastec”i, tahta kaşığı ile mutfağında neler olduğu sergilenecek. Bununla da kalınmayarak, burada dağ yöresine has çullama, keşkek, yufka ıslaması, gök bölce, alfat hoşafı gibi yemekler pişirilecek ve ikram edilecek. Belki teknik ve yasal bir mâni yoksa bahçemize bir ekmek fırını yapıp haftada iki defa köy etmeği ve “cevizli boğça” yapıp ikram edebiliriz.

Günlük hayatta kullandığı, öküz arabası, boyunduruğu, dirgeni, köfünü, sepeti, dibek taşı, “değmen daşı” kara sabanı, düveni, semeri, eğeri, günlük kıyafetleri, çocuk oyuncakları, çıkrığı, örekesi, elek, kalbur, kepenek, çarık velhasıl bizi anlatan her şey orada teşhir edilecek.

Eski fotoğraflar, varsa mektuplar, nüfus cüzdanı, tapu, evlilik cüzdanı gibi vesikalar, resmî belgeler da kopyası çıkarılıp burada izlenime sunulacak

Bu suretle bu güzellikler gün yüzüne çıkarılacak, muhafaza edilecek, bilenlere hatırlatılacak, çocuklarımıza öğretilecek ve dostlarımıza da gösterilecek.

Tüm bu özendiklerimizin gerçekleşmesi, ancak dağ yöresinde yaşayan herkesin göstereceği ilgi ile mümkündür. Diğer kısımlarla ilgili çalışmaları görevlendirilen komisyonlar sürdürürken; günlük yaşantımızda kullandığımız malzemeler köy muhtarları başta olmak üzere, köy dernekleri, belediyelerimiz ve gönüllülerin yardımı ile toplayabilir.

Bunun için yazıda aklıma gelenlerini yazdığım malzemelerle, yazmadığım ancak sergilenmeye uygun bulunan her şeyin bize derneğe ulaştırılmasına ihtiyaç var. Hatta buda yetmez. Çevremiz bu konuda bilgilendirilmeli, teşvik edilmeli, gerekirse ikna edilmeli ve tüm dağ yöresi harekete geçmelidir.

Şimdi herkes şu yüklüğü bir indirsin, altındaki sandığı açsın. İçindekileri döküp işe yarayanları ayırsın. Dama insin, kıyıda köşe de kalmış, “değerini bilecek adam” aradığı eskiye ait ne varsa avluya çıkarsın. Hem bu malzeme hem de bu malzemenin yanında verenin adı, sülalesinin ve köyünün adı yaşasın.

Ve bir atasözü daha vuku buldu: “Eskiye rağbet oldu, bitpazarına nur yağsın”

Dağ yöresinin hayallerinden birisi gerçek oldu. Darısı diğer projelerin başına...

Fahrettin Beşli

31 Ekim 2010