AÇILIIINN… geliyor yeni AÇILIM!...

Bir süredir memleket yepyeni bir sürecin habercisi gelişmelere odaklandı. Bu sürecin tellallarının bildirdiğine göre; önümüzdeki günlerde bize katılıp yol gösterecek yeni bir “açılım” gelecek. Sürekli olarak “açılın, yol açın, önünü açın, geliyor yeni açılım” nidaları dikkatleri sürekli kalabalığın arkasında tutuyor.

Herkes oraya bakarken de ekonomik dibe vuruş, iç ve dış güvenlik zafiyetleri, sosyal çürüme ile yolun sonuna doğru gittiğimiz gözden kaçıyor.

İşin kötüsü de açılıp yarılan kalabalığın arasından, herkes kendine göre başka bir şeyin çıkıp geleceğini sanıyor ya da umuyor.

Beklediğimiz kurtarıcı açılım sürecinin evrimi adı ile başladı. Kürt Meselesi- Kürt Açılımı- Demokratik Açılım- Milli Birlik Süreci- Milli Birlik ve Bütünlük Süreci… Süreç yedire yedire, hazmede hazmede ilerliyor. Bu gayreti çok iyi ifade eden bir fıkra var:

Farklı ülkelerden temsilcilerin bulunduğu bir ortamda kim bir kurta hardal yedirebilir tartışması çıkmış. Birisi zorla ağzını açıp yedirmeye çalışmış olmamış. Diğeri şirinlik yapıp kandırmak istemiş olmamış. Başka birisi de seveceği yiyeceklerin arasına koymuş. Kurt hiçbirini yememiş. En sonunda içlerinden birisi kalkmış. Eline aldığı bir avuç hardalı kurdun kuyruğunu kaldırıp arkasına yapıştırmış. Canı fena halde yanan kurt ne yapsın. Çaresiz yalaya yalaya hardalı bitirmiş.

Asil, özgür, onurlu ve cesur kurt; alıştığı yiyeceklerden vazgeçip, insanlık sosyetesinin sembolü, hiçbir faydası olmayan, lezzetsiz hatta çok kötü bir tadı olan hardalı ancak bu şekilde yiyebilir.

Bu açılım kapsamında; dağda üniforması ile terör örgütüne katılmış teröristler bir silahlı eyleme katıldıkları tespit edilemediğinden salıverildiler. (Bu tespit için örgütte kimlerin hangi eylemlere katıldığı ya devlet ya da örgüt tarafından kayıt altında tutuluyor olması gerek ki, bu mümkün değil)

Bir anlamda o eşkıya çetesi terör örgütü olmaktan çıkarılıp üyeleri salıveriliyor. Yerine gidişattan memnun olmayanların kendi aralarında konuşmaları Ergenekon terör örgütü olarak adlandırılıp hapse atılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde ne varsa çıkarılıyor. En son silahlı kuvvetler çelik yeleğinin düğmeleri sökülmeye başlandı. Bu çıplak ve savunmasız bedene yeni kıyafet giydirilmeye çalışılıyor. Üniter Devlet mi, Federal Devlet mi, Bölgeli Devlet mi yoksa parçalara ayırıp her parça için Ulus Devlet yapısını mı giydirsek provaları yapılıyor.

Yolun gittiği yönü ve yolun sonunu görüp itiraz edenler çözüm istemiyor damgası yiyip hain olarak yaftalanıyor.

Bu yol bizi Türklerin Anadolu coğrafyasındaki kendi ülkesinde egemen olduğu sürecin sonuna götürüyor. Peki, hangi Türklerin?

Bu topraklarda yaşayan, nüfus kağıdında ay yıldız bulunan, aynı milli bayramları kutlayan, aynı tarihi okuyan, başka ülkelerde pasaportuna bakılıp aynı şekilde algılanan Türkiyeli Türk mü, yoksa genetik şifreleri, ırk ve tarihi kökenlerine inilip de, kanına başka kanlar karışmadan orta Asya’dan bu güne kadar özünü muhafaza edebilmiş katışıksız saf, şekil olarak, mizaç olarak, karakter olarak ayrı bir soy olarak Türk mü?

İşsizlik ve krizle boğuşan, her borcunu devlete tıkır tıkır ödeyen, düşüncesini ifade ederse hain ilan edilen, vatanının tehlikede olduğunu hissedip eyleme geçerse terör örgütü üyesi damgası yiyen, sistemi eleştirdiğinde şerefsizlik ve namussuzluk payesi yiyen, askere giden şehit veren, teslim alınmış,

25 milyar dolarlık PKK terör örgütü ve yandaşları, 50 milyar dolarlık cemaat seçkinleri, öncelikleri değişmiş kirli ve kimliksiz bir kısım siyasetçiler, sürece ve güçlü olana biat etmiş olanlar, maaşa bağlanmış yerli ve yabancı misyonerler dışında kalan,

Aklı, vicdanı istikbali tutsak olan, Misak-ı Milli hudutları içinde yaşayan asıl büyük azınlık olan Türk mü?

Fahrettin Beşli

2 Kasım 2009