2NCİ “GAZİ OSMAN PAŞA” VE HEPAR
“Osman Pamukoğlu Paşa”yı; özellikle sınır ötesi harekât kısmı ile ilgili olarak güneydoğudaki terörle mücadelede tanıdık. Hatta sınırımız dışındaki terörist yataklarını onun anlatımları ile öğrenip, Haftanin, Zap, Hakurk, Avaşin, Kandil Dağı gibi Kuzey Irak’taki bölge isimlerini ilk defa ondan duyduk. Kendisinden emrindeki askerler ve başlarındaki komutanları nasıl dirayetle sevk ve idare ederek kahramanca çarpıştıklarını uzunca süre heyecanla dinledik.
Tıpkı Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa gibi. O da bu muharebelerden sağ çıkmakla gazi unvanını en azından bizim gönlümüzde kazandı. Dinlediklerimizin tesiri ile gönlümüzde hasret kaldığımız milli kahramanı bulduğumuzu düşündürmeye başlamıştı.
Televizyonlarda terörü ve onunla mücadeleyi anlatarak bizleri bilgilendirmekle kalmadı, aynı zamanda çok sayıda yazdığı kitapla da gündeme oturdu. Yıllardır boş durmamış, okuduklarını not edip kendi muhakemesini de ekleyerek zenginleştirerek okuyucuları ile paylaştı. Bunların içinde en çok ilgimi çeken de ANGUT hikâyesidir. Bir ara göz atmakta fayda var.
1283 gurubunun organize ettiği Atatürk’ün Harbiye’ye girişinin yıldönümü olan 13 Mart 2007 tarihinde Bursa’da da bir konferans vererek liderlik konusunu işlemişti. Ve biz yine etkilenmiştik.
Yükselen bu ilgi ve takdir grafiği bir anda siyasi parti oluşumu ile sanki biraz duraksadı. Tanınmış ve kendi dallarında başarılı isimlerin; siyasete atılmaları, hatta parti kurmaları ile yokuş aşağı hızla yuvarlanışına, eski gücünü de yitirişine ne kadar çok tanık olduk. Doğan Güreş, Yaşar Nuri Öztürk, vb.
Ön yargı mı, yoksa tarafsız bir gözlem mi, ayırt etmek zor ama siyasi kimliğinden sonra televizyon programları ve açık oturumlarda da Osman Paşa’nın eski formunda olmadığı konuşuluyor.
Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun kurduğu “HEPAR- Hak ve Eşitlik Partisi”nin Bursa il Başkanlığı açılışı öncesi teşkilatı ile yemeğine katılma şansımız oldu. Böylelikle kafamızdaki tereddütlü hususlarda netleşmiş oldu.
Öncelikle il teşkilatı geceye iyi hazırlanmıştı. Osman Paşa’nın asker ruhunu okşayacak şekilde hepsi siyah takım elbiseli, kırmızı kravatlı, bir anlamda sivil üniformalı bir ekiple karşılaştık. Konukların oturduğu masaların etrafında dahi muhafızlar gibi ayakta dikilenleri genel başkan uyararak yerlerine oturttu. Disiplin uzun soluklu çalışmalarda çoğu zaman faydalı ve iyi sonuç veren bir tarz. Bir de buna heyecanlı, dinamik, inanmış ve gayretli bir ekip tabi ise çalışmalar mutlaka ümit verici olur. Gözümüz ekibin içinde bilindik tanıdık kim var diye aradı. Sadece Aytaç Toker’i il genel sekreteri olarak gördük. Gerisi hep yeni yüzler.
Yemeği müteakip Osman Paşa bir giriş konuşması yaptı. Üzerinde parti amblemi olan “Anadolu Kartalı”nın bulunduğu broşürlerden bahsetti. Ardından ilginç bir şey söyledi. Şöyle ki: “Parti 4 Eylül’de kuruldu. 7 Eylül’de Vatikan radyosu
Konferans ve asker geçmişimiz nedeni ile olsa gerek Osman Paşa konusu hep yakınımızda konuşuldu. Merak edilen sorular bizlere soruldu. Bu nedenle oldukça birikmiş olan ekseriyetin merak ettiği hususları sayın genel başkanın değerlendirmesine sundum.
Milli bir kahraman olmaya doğru hızla ilerlerken nereden çıktı bu siyasi parti kurma işi? Acaba asker kimliği ile artık konuşma şansı daraldı da bir siyasi parti genel başkanı kimliği ile mi konuşmalarını sürdürmeyi planlıyor? Ya da Ankara’da yeni bir oluşum varda, Osman Paşa bu ekibin içinde iyi bir yer tutmağı mı gönlünden geçiriyor? Kadroda neden bilindik siyasetçi hiç yok? Bu günkü siyasi alternatiflerin tabi olduğu mayın tarlasından nasıl geçecek? Siyasi hedef ne? Yüzde kaç oy almayı hedefliyor? Ekonomik gücü nerden gelecek?
Dediğim gibi bunlar benim de cevabını merak ettiğim, ancak etrafımızdakilerin çoğunluğunun soruları. Ben sadece naklettim.
Osman Paşa öncelikle asker kimliğini terk ettiğini söyledi. Üniformasını çıkardıktan sonra Osman Paşa olarak anılmak istemediğini belirtti. Bu bizim için biraz zor olacak tabii. Bundan sonra biz de kendisinden Genel Başkan ya da Sayın Pamukoğlu diye bahsetmeye çalışalım. Verdiği cevaplar ana hatları ile şöyle idi:
“Benim tabiatım korkudan uzak. Ben korkmam korkuturum. İlgili dokümanlarda parti de benimle yola çıkacakların 15 özelliğini yazdım. Bu tip idealist insanlarla yola çıktım. Beni kimse yavaşlatmasın, ayağıma dolaşmasın. Ben korkmadım partiyi kurdum. Cesaret ve delilik bıçağın iki ayrı yüzü.
Ben emekli general kimliği ile anılmayı üniformamı çıkarttığım anda bıraktım. O görevle ilgili bir unvandı. Şimdi artık Osman Pamukoğlu var. Ben tek başıma geçmişten aldığım özellikleri taşıyorum. Ben hiçbir zaman 2 numara olmadım, her zaman 1 numara oldum.
Anket yaptırmadım. Ancak öğrendim ki parti kurulduktan 1 ay sonra %6,74 idi. Partiyi destekleyenlerin yaş dağılımı ise %36 sı 18-35 yaş arası gençler, %9 u 18 yaş altı, %29 u da 35-45 yaş arası kişilerden oluşuyor. Bu Türkiye’deki nüfusun %65 ini gösteriyor. Aynı yaş gurubunda olunca başındaki adamlar ekip olarak gelip ekip olarak gider. Bu memlekette parti demek başındaki adam demek fakat biz bunu kıracağız. Bizim vazifemiz partiyi yaşatmak. Bu da genç kadrolarla mümkün olacak.”
“Genel merkezdeki ekipte iktisatçılar – hukukçular – mühendisler var. Olabildiği kadar kurucular kurulunun geçmişi incelendi. Ancak olabildiğince çabuk hareket edilmesi gerekiyordu. Kurucuların görevi 3 ay sonra seçimle sona erecek, yerine seçilmiş yönetim kurulu gelecek. MYK’yı genel başkan kendisi kuracak. Yanlış yapan olursa parti disiplin kurulu gereğini yapmaya yetkili. Ben o zaman 10 ili ilçeleri ile beraber kapının önüne koyarım. Kanun bana bunun yetkisini vermiş.
Bundan sonra kitap yazmaya devam edemem, çünkü çok işim var. 15-16 yaşlarındaki çocuklar bana e-posta atmışlar. Osman Paşa hareketi de tutmazsa bitmiştir diyorlar. Benim bu beklentiyi boşa çıkarmam lazım.
Partimin önceliği insan olacak. İnsanın önce karnı doyacak, beslenecek. Sonra barınacak. Ardından da sağlıklı olması sağlanacak. Bundan sonra da eğitilecek. İnsan boş doğar, içinin doldurulması lazım. Türkiye’nin hiçbir yerinde ak saçlı ihtiyar hamallık yapmayacak. Herkesin sigortası olacak.
Her yeni dinle kavgalar büyüdü. Hele bir de buna mezhepler eklendi daha çok büyüdü. Bırak kim nasıl ibadet ederse etsin, sen kendine bak. Sen mi sorumlusun benden? Tanrı ile insan arasına burnunu sokma. O onun hayali, umudu. Ne karışıyorsun...
Buradan, bu anaforun içinden ya zekâ ile ya da iyi işlenmiş bir aklın mahareti ile çıkılacak. Yoksa bu kuyunun içinde kalmaya devam ederiz.”
Ertesi gün il başkanlığı açılışındaki konuşması daha etkili idi. Güçlü, iddialı, etkileyici.
Ancak gene de siyaset profesyonel siyasetçilerin işi gibi geliyor bana.
Umuyorum ki endişelerim boşa çıkar ve milletin ihtiyacına cevap verir. Gereken dinamizmi yaratacak lokomotif veya insanların aradığı lider ve siyasi parti bulunmuştur. Başka arayışlara ihtiyaç kalmaz.
Fahrettin Beşli
3 Kasım 2008